top of page

ANNE ARKETİPİ ÜZERİNDEN GELİN- KAYNANA DİNAMİĞİ

Carl Gustav Jung, yaptığı araştırmalarda özellikle rüya analizlerinde, bazı sembollerin kültür ve toplumdan bağımsız olarak evrensel olduğunu görür ve bunları insanlığın ortak mirası olarak kabul eder. Arketipler belirli bir şekli olmayan ama aynı anlamı içeren simgeler olarak karşımıza çıkar.


Ay astrolojik olarak anneye, kişiyi besleyen bakan anne figürüne karşılık gelir. Bunu anne arketipinin simgelediklerinden, kişisel anne, üvey anne, ilişki içinde olunan herhangi bir kadınla (sütanne ya da dadı) ilişkilendirebiliriz hatta büyükanne, ata ve bilge kadın ile genişletebiliriz.


Öz anne kadar, üvey anne de besleyen, bakan rolündedir. Sütanne ya da dadı gibi bir kadın da konuya dâhil olabilir. Bu rolü alan, ailenin yaşlı kadını, annenin ya da babanın annesi, büyükanne de olabilir. Bu kadın anne penceresinden bakarsak kayınvalide, çocuk penceresinden bakarsak büyükannedir. Her ne kadar akıl yaşta değil baştadır demiş olsa da atalarımız, aklı da başa biraz yaş getirdiğinden, biz bu kadını ata ve bilge kadın olarak da düşünebiliriz.


Geleneksel gelin- kayınvalide (kaynana) dinamiğine bir göz atalım! Gelin, annenin annelik egosunun, otoritesinin üzerine genç ve arzulanan bir kadın olarak gölge düşürür. Bu rol, annenin kaybettiği şeyi, gençliği ve güzelliği hatırlatır ki çeşitli sebeplerle bunun değerinin farkında olamadığı ya da hak ettiği değeri görmediği yılları geride bırakmış olabilir.


Anne, oğul konusunda ehildir ve bu haliyle, bilinçdışında kalan eril prensibin simgesi olan genç erkeği, oğlunu, onun ona sağladığı gücü, muhtemelen bu güce lâyık görmediği birine teslim eder; yani küçük bir kız çocuğu olarak, çok sevdiği oyuncağını yitirir. Genç kadın için genç erkek, bilinçdışında kalan eril prensip, genç erkek için genç kadın, bilinçdışında kalan dişil prensiptir ve onlar birbirleriyle tamamlanmaya ihtiyaç duyarlar. Bu süreç uzlaşma ve çatışmalarla ilerler.


Anne, hele ki eşi tamamen devreden çıkmışsa ve bu anlamdaki ilgi tamamen oğluna yönelmişse, şimdi oyun dışı kalır. Yas tutar. Bu ertelediği, bir kız çocuğu olarak kaybettiği bebeğin yası ya da bağ kuramadığı eşin yası olabilir. Yas duygusuna yabancı olan ya da bu duyguyu bastırmayı alışkanlık edinmiş kadının, yine kendini içinde bulduğu duygular, ona boğuluyormuş hissi verebilir ve bunu, gelinine yansıtabilir.


Gelin, ailedeki otorite figürüne bağlı olarak, annesi, ailesiyle çözüme ulaşmamış çatışmayı, yine otorite figürü olarak karşısına çıkan anneye yansıtabilir. Bu durumda gelinin anneye verdiği oğul, anne için eski gücünü yeniden kazanma şansı olabilir (bilinçdışında kalan eril prensip) ve çocuğun annesine olan ihtiyacı, büyükanneyi yumuşatabilir. Gelinin de annenin desteğine ihtiyacı olabilir ve işbirliği zorunluluğu devreye girebilir. Değilse, eş ve oğul rolündeki genç erkek, tüm bu dişil prensip çatışmasını, bilinçdışında kalan dişil prensibin bir yansıması olarak kendi gücü üzerinde bir baskı olarak deneyimleyebilir, bununla yüzleşip çözüm yoluna gidebilir ya da bundan kaçabilir. Bu çatışmanın yarattığı baskı, gelinin oğlu, annenin torunu için de geçerli olur. Söz konusu çatışma çözülebilir ya da değişen ruh hâlleriyle gelgitler şeklinde ilişki ağında belirleyici olur.


Anne, ata ve bilge kadına dönüşebilir ki bu kurtuluş arzusunun hedefidir. Tüm kutsallar buna işaret eder. Böylelikle verimli topraklardan, huzurlu ormandan, sakin denizden, tertemiz akan sudan, ürün veren tarladan, yemyeşil bahçeden, meyve veren ağaçtan, güçlü kaynaktan, bereket boynuzundan, besleyici rahimden, mis kokuların yükseldiği fırından, kaynayan tencereden, doğanın bize sunduğu nimetlerden söz edebiliriz ki tüm bunlar anne arketipinin simgeledikleridir. Ya da kötü kalpli cadıdan, ateş püsküren ejderhadan, göm(ül)düğümüz mezardan, sıkışıp kaldığımız tabuttan, boğulabileceğimiz derin sudan, kaçınılmaz ölümden, bitmeyen kâbuslardan ve umacıdan (küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş, korkunç bir biçimi olduğu düşünülen düşsel yaratık) söz edebiliriz. Bunlar da anne arketipinin diğer simgeledikleridir. Bunlar gölge özellikler, yani kötücül hâllerdir.


Anne arketipinin kapsadığı bu hâller, hem genç kadın yani gelin, oğlun eşi, çocuk veya çocukların annesi, hem oğul, yani gelinin eşi, çocuk veya çocukların babası, hem de oğul ve gelinin çocuk veya çocukları, yani annenin torunları için belirleyici olur. Bu bir nesil ve onların etkileyeceği nesiller demektir. Erkek çocuklar için şekillenen bilinçdışında kalan dişil prensipken kız çocukları için şekillenen taşıdıkları dişil prensip olur. Erkekler de kadınlar da kendi çözme çabasında olduklarına ya da kaçtıklarına çekilirler.


Ya aile karması varlığını sürdürür, arketipin gölge özellikleri hüküm sürer ya da kurtuluş arzusunun hedefine varılır ve anne arketipi, ata ve bilge kadına dönüşebilir. Burada erkek pasif konumda gibi düşünülmesin! Erkek, bilinçdışında kalan dişil prensip ile savaşını, gücü üzerindeki baskı olarak görerek karşısındaki kişiyle sürdürebilir ya da kendi içindeki anne arketipinin olumlu yönlerini geliştirmeyi seçebilir ve bu çözüm yoluna gitmek, kendi yetersizlik duygusunu karşısındaki kişiye yansıtmak yerine, ondan destek alabileceği bir yöntem geliştirmektir. İşte kurtuluş bu şekilde mümkün olur ki bu da bizleri hepimizin de içinde saklı olan ata ve bilge kadının beslenmiş torunlarına dönüştürür ve bizden sonra gelen nesillere de böyle bir kapı açma şansımız doğar. İçimizdeki savaşın derinlerine inildiğinde, yaşamımızı kendileriyle savaşarak geçirdiklerimiz anlaşılmaya başlar. Buraya gelen barış, yarınlar için en değerli yatırımdır.


Sosyolog ve Astrolojik Danışman

Hüseyin Akdağ


Kaynakça:

Astroloji Dersleri, Barış İlhan

Astrolojinin Anahtar Sözcükleri, Hajo Banzhaff& Anna Haebler

Dört Arketip, Carl Gustav Jung

tr.wikipedia.org



Yorumlar


bottom of page